Pēji Talks 4. Bölüm / Dil, Çeviri & Okuma – Berrak Buhara İdiman

Eğer bir okur kitabı severse yazarı över, sevmezse çevirmene laf eder. Dolayısıyla çevirmenler aslında edebiyat dünyasının görünmez kahramanlarıdır. Pēji Talks podcast serimizin 4. bölümünde, kelimelerin ve hikayelerin görünmez kahramanı, dil ustası Berrak Buhara İdiman’ı ağırlıyoruz. Boğaziçi Üniversitesi İngiliz Dili ve Edebiyatı ile Felsefe bölümlerinden çift anadal mezunu olan, felsefe doktorasına devam eden, kütüphane öğretmeni ve 150’ye yakın kitabın çevirmeni Berrak İdiman ile çevirinin inceliklerini, okuma kültürünü ve iyi bir okur yetiştirmenin sırlarını konuştuk.

Çevirmen Bir “Hain” midir? Metne mi, Duyguya mı Sadık Kalmalı?

İtalyancada meşhur bir deyiş vardır: “Traduttore, traditore” (Çevirmen haindir). Çevirmen, orijinal dili başka bir dile geçirdiği anda anlamı kaybettirdiği ya da bozduğu düşünülen kişi ilan edilebilir. Peki iyi bir çeviri gerçekten nasıl olmalı? Kelimesi kelimesine mi çevrilmeli, yoksa yazarın duygusu mu aktarılmalı?

Berrak İdiman, bu sorunun cevabının kitabın türüne göre değiştiğini vurguluyor:

  • Kurgu Dışı (Non-fiction) Kitaplar: Eğer bir bilgi kitabı çeviriyorsanız, kelimelere ve terminolojiye (örneğin bir hayvanın Latince adına) mutlak surette sadık kalmak zorundasınız. Burada esneme payı neredeyse yoktur.
  • Kurgu (Fiction) ve Çocuk Kitapları: Hele ki çocuklar için çeviri yapıyorsanız, asıl öncelik duygunun ve mesajın çocuğa geçmesidir. Çevirmenin, çocuğun o kelimeyi hissetmesi için bazen isimleri ve yapıları değiştirmesi, yani inisiyatif alması gerekir. Çünkü çocuk kitaplarında sayfanın alt kısmına uzun “çevirmen notları” düşme lüksünüz yoktur.

Sesleri ve Heyecanı Türkçeye Aktarmak

Berrak İdiman’ın televizyon çevirmenliğinden kitap dünyasına geçişinde büyük rol oynayan ve 0-5 yaş arasında tüm zamanların en çok satan serilerinden biri olan Tavşan Can ile Fare Su (Pip and Posy) serisi, aslında iyi bir çevirmenin dokunuşunun ne kadar hayati olduğunu gösteriyor.

Çocuk metinlerinde macera hissini, ünlemleri ve yansıma sözcükleri (onomatope) doğru seçmek çok önemlidir. İngilizcede farenin çıkardığı sese karşılık gelen “squeak” kelimesinin Türkçede tam bir karşılığı olmaması, çevirmenlerin en büyük kabuslarından biridir. Fare “vikledi” veya “cikledi” demek tam oturmaz. Aynı şekilde Julia Donaldson’ın The Giant Jumperee kitabını çevirirken, İngilizcede bile uydurma bir kelime olan “Jumperee”yi Türkçeye “Dev Zıplak” olarak kazandırması, çevirmenin esere kattığı o eşsiz yaratıcılığın güzel bir örneğidir.

Kötü Çeviri Nasıl “Kokar”?

Pek çok çevirmen okurun kötü çeviriyi anlamadığını zannetse de, iyi bir okur çeviri kokan metni hemen fark eder. Türkçe metnin arkasında İngilizce deyimlerin iskeletini görebiliyorsanız, o çeviri sorunludur. Berrak İdiman bunu şu çarpıcı örneklerle açıklıyor:

“İngilizcedeki ‘Navy Blue’ rengini ‘lacivert’ yerine motamot ‘denizci mavisi’ diye çevirenler var. Veya ‘Early bird catches the worm’ deyimini, ‘Erken kalkan yol alır’ demek varken ‘Erken uyanan kuş daha fazla kurt yer’ diye çevirmek… Bir okur bunu gördüğünde ‘Bizde böyle bir deyim yok, bu da neymiş?’ diyerek o yapaylığı anında hisseder.”

Kültürel kodları çevirmek de işin en zor kısımlarından biridir. İspanyolcadaki “Abuela” (Büyükanne) kelimesinin Amerika’daki bir göçmen ailesi hikayesinde yarattığı alt metin ve hissiyat ile Türkçedeki karşılığı aynı yere oturmaz. Çevirmen, bu kültürel köprüleri kurarken çok dikkatli olmalıdır.

“İyi Okurlar, İyi Okurların Kucağında Yetişir”

Sohbetimizin en vurucu noktalarından biri Türkiye’nin PISA sonuçları ve okuma kültürü üzerineydi. Okuduğunu anlayan çocuklar yetiştiremememizin temelinde yatan sebep aslında evdeki alışkanlıklardır. Berrak İdiman durumu şu harika cümleyle özetliyor: “İyi okurlar, iyi okurların kucağında yetişir.”

Eğer bir anne-baba bütün gün elinde telefonla video kaydırıyorsa, çocuğuna dönüp “Şimdi otur ve Sefiller’i oku” demesi gerçekçi değildir. Çocuklar görerek ve model alarak öğrenirler. Kitap okumak; öğretmeni memnun etmek, ödev yapmak veya evdeki azardan kurtulmak için yapılan bir “görev” olmaktan çıkıp, “Reading for Pleasure” (Keyif için okumak) noktasına gelmelidir. Dünya genelinde yaşanan krizler ve hayatın zorluklarıyla baş edebilmek için, ufkumuzu açacak edebi sığınaklara ihtiyacımız var.

Yapay Zeka Çevirmenlerin İşini Elinden Alacak mı?

Son dönemde çokça tartışılan bu konuya Berrak İdiman oldukça net bir cevap veriyor: “Yapay zeka kurgu dışı metinleri veya bir iş sözleşmesini çok iyi çevirebilir. Ancak edebi bir eseri, bir şiiri, kafiyeli bir çocuk kitabını veya James Joyce’un Ulysses’i gibi karmaşık bir metni çevirmesine daha çok zaman var. Çünkü yapay zekanın önce ‘duyguyu’ ve kitabın rayihasını tam anlamıyla kavraması gerekiyor.”

Berrak İdiman’ın Başucu Kitapları

Sohbetimizi kapatırken, kelimelerle bu kadar iç içe olan bir ustaya en sevdiği kitapları sorduk. İşte Berrak İdiman’ın kütüphanesinin en değerli üçlüsü:

  1. James Joyce – Dublinliler (Dubliners): Tüm zamanlar için seçtiği en favori kitabı.
  2. Ahmet Hamdi Tanpınar – Saatleri Ayarlama Enstitüsü: Türk edebiyatından vazgeçilmez bir klasik.
  3. Antoine de Saint-Exupéry – Küçük Prens: “Bir felsefe doktorası öğrencisi olarak söylüyorum; çok klasik olacak ama içinde yaşama dair her şeyi barındırdığı için yeri her zaman çok özeldir.”

Edebiyatın o eşsiz dünyasında kelimelere ruh katan tüm çevirmenlere teşekkürlerimizle… Pēji Books olarak nitelikli hikayeleri ve doğru çevirileri çocuklarla buluşturmaya devam edeceğiz. Bir sonraki Pēji Talks’ta görüşmek üzere!

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bazı kitaplar raflarda kalmaz. Elden ele
dolaşır, evden eve geçer; bazen bir arkadaş
sohbetine, bazen de sessiz bir geceye eşlik
eder.

İşte bu yüzden biz kitapları yalnızca
sayfalardan ibaret değil, insanlar arasında
köprü kuran araçlar olarak görüyoruz. pēji’de
seçtiğimiz her kitabı; bir şekilde birine
ulaşması, bir yer tutması, bir köprü kurması
için seçiyoruz.

Bize Ulaşın