Oyun, sadece çocukların boş vakitlerini geçirdikleri basit bir eğlence midir, yoksa dünyayı tanımak ve anlamlandırmak için kullandıkları en güçlü araç mı? Pēji Talks podcast serimizin 5. bölümünde, okuma kültürünün en temel yapı taşlarından biri olan “oyun” kavramını masaya yatırıyoruz. Konuğumuz; uzun yıllar askeriyede görev yaptıktan sonra içindeki yaratıcılığın peşinden giderek drama öğretmeni ve çocuk kitapları yazarı olan Lider Hepgenç.
Yetişkinlerin oyun oynamayı bıraktıkları için katılaştığını savunan Hepgenç ile, oyunun insanlık tarihindeki yerinden dijital bağımlılığa, çocukların sıkılma ihtiyacından hayata hazırlık provalarına kadar uzanan çok derin ve keyifli bir sohbet gerçekleştirdik.
Askeriyeden Drama Öğretmenliğine: Oyunun Dönüştürücü Gücü
Lider Hepgenç’in hikayesi oldukça ilham verici. Ailesinin yönlendirmesiyle girdiği askeri okuldan mezun olduktan sonra Türk Silahlı Kuvvetleri’nde 10 yıl astsubay olarak görev yapıyor. Ancak bu süreçte yolu doğaçlama tiyatro ve yaratıcı dramayla kesişiyor. “İçimdeki çocuğu hiç büyütmemişim” diyen Hepgenç, radikal bir kararla askeriyeden istifa edip İstanbul’a yerleşiyor ve özel bir okulda drama öğretmeni olarak yeni bir hayata başlıyor. Sanata, öğretmeye ve çocuklara duyduğu sevgi, onu bugün başarılı bir yazar ve eğitmen noktasına taşımış durumda.
Homo Ludens: İnsan Önce Oynar, Sonra Öğrenir
Çocuklara “Kocaman oldun, hala oyun mu oynuyorsun?” demek, aslında insanın doğasına aykırı bir yaklaşımdır. Sokaktaki yavru bir kediye yuvarlak bir cisimle oynamayı kimse öğretmez; bu tamamen içgüdüseldir. Aynı şekilde bebekler de ellerine aldıkları bir çıngırakla ses ve ritim üzerinden kendi oyunlarını yaratırlar.
Tarihsel sürece, yani Homo Ludens (Oynayan İnsan) kavramına baktığımızda, oyunun medeniyetin başlangıcından beri var olduğunu görüyoruz. Lider Hepgenç, oyun ve öğrenme ilişkisini şu çarpıcı örnekle açıklıyor:
“İnsanlar avcı-toplayıcı dönemde yaşarken, mağaradaki çocuklarına dışarıda nasıl hayatta kalacaklarını küçük rol oynama (drama) teknikleriyle öğretiyorlardı. Biri av, diğeri avcı oluyor ve çocuğa ne yapması gerektiğini oyun üzerinden aktarıyordu. Dolayısıyla insanlık bilinç kazandığı andan itibaren oyun hayatımızda var ve biz oyun oynayarak öğreniyoruz.”
Oyun, Gerçek Hayatın Provasıdır
Yaratıcı dramada çok bilinen bir söz vardır: “Drama hayatın provasıdır.” Çocuklar da hayata gözlerini açtıkları andan itibaren, oyunlar aracılığıyla gelecekteki yaşantılarının provasını yaparlar. Bu provaların en önemlilerinden biri duygu yönetimidir (regülasyon).
- Kazanma ve Kaybetme: Çocuklar bir oyunda kaybetmeyi deneyimlemelidir ki, yetişkin olduklarında gerçek hayatta karşılaştıkları başarısızlıkları tolere edebilsinler.
- Öfke Kontrolü: Hepgenç’in verdiği örnek çok değerlidir: Tırtık Tütüyor isimli öfke kontrolü kitabıyla drama çalışması yapan 1. sınıf öğrencileri; sinirlendiklerinde 1’den 10’a kadar saymayı, su içmeyi veya yalnız kalmayı öğreniyorlar. Haftalar sonra sınıfta büyük bir öfke krizi geçirmek üzere olan bir çocuk, “Şu an yalnız kalmaya ihtiyacım var” diyerek kendi duygusunu drama sayesinde regüle edebiliyor.
Eğer çocuklar evdeki konfor alanlarında sürekli “prens/prenses” gibi yetiştirilir ve hiç kaybetmelerine izin verilmezse, okul gibi toplumsal alanlara girdiklerinde büyük krizler yaşarlar. Bu da çocuğun sosyalleşmesini ve arkadaşlık ilişkilerini doğrudan zedeler.
“Çocuğunuzun Sıkılmasına İzin Verin!”
Günümüz ebeveynlerinin en büyük paniklerinden biri, çocuklarının canının sıkılmasıdır. Oysa Lider Hepgenç, çocukların kendi başlarına kalıp sıkılmalarını şiddetle destekliyor:
“Sıkılma durumu yaratıcılığı tetikler. Çocuk sıkılmazsa bir şey yaratma ihtiyacı hissetmez. Ebeveynlerin bazen ‘Bu benim zamanım, bu da senin zamanın; ne yapacaksan yap’ diyerek çocuğu kendi haline bırakması gerekir.”
Küçük bir bebeğin bile şekil yerleştirme kutusunda kendisine dayatılan üçgeni üçgen deliğinden atmak yerine, kutunun kapağını tamamen açıp tüm şekilleri içeri doldurması muazzam bir akıl yürütme sürecidir. Kendi alternatif yollarını bulmasına müsaade edilen çocuklar, ileride karşılaştıkları zorluklarda da kendi çözümlerini üreteceklerdir.
Kutu Oyunları ve Dijital Dünya Dengesi
Programda, ailelerin çocuklarıyla kaliteli vakit geçirmesi için iki önemli başlık ele alındı:
1. Kutu Oyunlarının Gücü
Kutu oyunları, aileyi yemek masası dışında bir araya getiren, ekranlardan uzaklaştıran ve iletişimi güçlendiren harika araçlardır. Ebeveynler, kutu oyunu oynarken çocuklarının karakterlerini, kriz anlarındaki tepkilerini ve ihtiyaçlarını çok net bir şekilde gözlemleyebilirler.
2. Dijital Oyunlar ve Bağımlılık Riski
Dijital çağda yaşadığımız için çocukları ekrandan tamamen kısıtlamak, onların okulda arkadaş gruplarından dışlanmasına sebep olabilir. Ancak ekran süresi mutlaka sınırlandırılmalıdır. Buradaki en kritik nokta, çocuğu ekrandan kopardıktan sonraki süreci planlamaktır. Yüksek dopamin salgılatan bir dijital oyundan çocuğu kaldırıp “Hadi şimdi ödev yap” demek gerçekçi değildir. O geçişi yumuşatacak, alternatif keyifli aktiviteler sunmak ve sınırları istikrarlı (esnetmeden) uygulamak ebeveynin en büyük sorumluluğudur.
Lider Hepgenç’ten Çocuk Kitabı Tavsiyeleri
Sohbetimizi kapatırken, hayal gücünü besleyen ve oyun kurgusu barındıran harika kitap tavsiyeleri aldık:
- Aaron Becker – Journey (Yolculuk) Serisi: İçinde hiç yazı bulunmayan bu sessiz kitap serisi, ailesiyle oyun oynamak isteyen ama kimsenin vakit ayırmadığı bir çocuğun kırmızı bir kalemle duvara kapı çizip kendi hayal dünyasına geçişini anlatıyor. Muazzam bir yaratıcılık örneği.
- Bilgin Adalı – Zaman Bisikleti: Tarihi, zaman yolculuğunu ve bisikletleri seven ilkokul 2., 3. ve 4. sınıf öğrencileri için harika bir serüven.
- Gülten Dayıoğlu – Işın Çağı Çocukları: Lider Hepgenç’in kendi çocukluğunda okuyup etkilendiği, yazıldığı dönemin çok ilerisinde bir vizyona sahip olan bir bilimkurgu/çocuk edebiyatı klasiği.
Unutmayın, oyun sadece çocukların değil, yetişkinlerin de hayata tutunma şeklidir. İçinizdeki oyun oynama hevesini hiç kaybetmemeniz dileğiyle!








Bir yanıt yazın