Sıradan ve olağan görünen pek çok şey, aslında ardında binlerce yıllık bir tarih ve sosyolojik değişim barındırır. Okumak da tam olarak böyle bir eylemdir. Pēji Talks podcast serimizin 2. bölümünde, Pēji kurucusu Nalan Erduran Şekerci, Yeditepe Üniversitesi Sosyoloji Bölümü Dr. Öğretim Üyesi Çağrı İdiman’ı ağırlıyor. Bu bölümde okuma eyleminin sadece bireysel bir zevk değil; tarihsel, sosyolojik ve sınıfsal bir mesele olduğunu derinlemesine inceliyoruz.
Okumak Doğal Değil, Tarihsel Bir Eylemdir
Birçoğumuz okumayı doğuştan gelen veya kolayca edinilen bir alışkanlık sanırız. Oysa yazının bulunduğu Sümerler, Mısırlılar veya Minoslular döneminden yakın tarihe kadar okuma-yazma, sadece devlet idaresinin ve din adamlarının tekelinde olan elitist bir eylemdi. Öyle ki, Avrupa’nın en büyük yöneticilerinden biri olan Şarlman’ın bile okuma yazması yoktu. Çağrı İdiman bu durumu günümüzle harika bir şekilde örneklendiriyor: “Geçmişte okuma yazma bilmek, bugün kod yazmayı bilmek gibi spesifik bir ihtiyaçtı.”
Okuma eyleminin bugünkü “bireysel” haline dönüşmesi ise 1450’lerde Matbaa Kapitalizminin (Print Capitalism) ortaya çıkmasıyla başladı. Kitapların devlet arşivlerinden veya kiliselerden çıkıp alınıp satılabilen bir “meta” haline gelmesiyle birlikte, sesli ve toplu şekilde yapılan okuma ritüelleri yerini “içinden ve sessizce” okuyan modern bireye bıraktı. Kısacası, bir toplumda modern okuma kültürünün gelişebilmesi için bireyselleşme, kentleşme ve geleneksel cemaat yapısından kopuş şarttır.
“Nasıl ki premodern toplumlarda bireysellik olmadığı için ‘aşkla evlilik’ yoksa ve her şey görücü usulüyle ilerliyorsa, okuma alışkanlığının da ortaya çıkması için bireyin bu geleneksel bağlardan kopup kendi kararlarını verebilmesi gerekmiştir.”
Bir Sosyal Sınıf Göstergesi: Kültürel Sermaye
Sosyolojinin en büyük isimlerinden Pierre Bourdieu’ye göre, zengin aileler çocuklarına sadece ekonomik sermayelerini (para, mülk) aktarmazlar; aynı zamanda kültürel sermayelerini de aktarırlar. Gidilen okullar, dinlenen müzikler, evdeki kütüphane ve okunan kitaplar bu sermayenin temel taşlarıdır.
Bugün dezavantajlı ya da orta sınıf ailelerin çocuklarını özel okullara göndermek için büyük fedakarlıklar yapmasının temelinde de bu yatar: Ekonomik sermaye eksik olsa da, kültürel sermaye edinilerek toplumda yukarı doğru bir hareketlilik (sınıf atlama) sağlanabilir. Ancak sadece okuldaki müfredat yeterli değildir. Nalan Hanım’ın da vurguladığı gibi: “Aileler evde çocukları için bir okul olmalıdır. Aktif, yaşayan ve zengin bir ev kütüphanesi, okuma kültürünü çocuğa bir yaşam tarzı olarak aktarmanın en güçlü yoludur.”
Dijital Çağda Okumak ve Teknolojinin Sınırları
İnternet ilk yayıldığında herkes onun küresel bir demokrasi ve mutlak eşitlik getireceğini ummuştu. Ancak Dr. İdiman, internetin mevcut toplumsal eşitsizlikleri ve güç ilişkilerini aynen yansıttığına dikkat çekiyor. Tıpkı 1400’lerde matbaa ilk çıktığında “Artık önüne gelen kitap basıyor, eski el yazmalarının kıymeti kalmadı” denmesi gibi, bugün de internet için benzer bir “kalite ve bilgi kirliliği” paniği yaşanıyor.
Peki dijital okuma mı, basılı kitap mı? Sosyolog Çağrı İdiman, altını çizerek ve renkli kalemlerle notlar alarak okumanın (basılı kitabın) öğrenme açısından yerini hiçbir şeyin tutamayacağını belirtiyor. Ancak modern hayatın getirdiği tükenmişliği de göz ardı etmemek gerek. Sabah 6’da evden çıkıp akşam 8’de bedenen parçalanmış halde eve dönen birinden her akşam derin okumalar yapmasını beklemek haksızlık olabilir. İşte tam bu noktada sesli kitaplar ve podcastler, özellikle İstanbul gibi metropollerde trafikte geçen o ölü zamanları kurtaran muazzam alternatifler olarak öne çıkıyor.
Sosyoloji, Edebiyat ve Empati
Toplumu anlamak için sadece akademik metinler okumak yetmez. Ünlü sosyolog Faruk Birtek’in de dediği gibi: “En büyük sosyologlar edebiyatçılardır. Çocuğum, Dostoyevski okuyun!”
Programda adı geçen ve zihin sınırlarını zorlayan bazı harika tavsiyeler ise şunlar:
- Niccolò Machiavelli – Prens: Sadece bir “çıkarcılık” kitabı değil, feodalizmden kapitalizme ve modern devlet yapısına geçişin harika bir okumasıdır.
- Dostoyevski – Yeraltından Notlar: Toplumu anlama yeteneğini ve empati kasını en çok geliştiren Rus klasiklerinden biridir.
- Thomas Bernhard Eserleri: İnsanın hayata bakışını derinden sarsan, güçlü ve modern bir edebi deneyim.
- Milan Kundera – Var Olmanın Dayanılmaz Hafifliği: Yapısal olarak müthiş kurgulanmış kült bir eser.
- W. G. Sebald – Austerlitz: Yakın dönem edebiyatının en ilham verici eserlerinden.
Okumak, her zaman baştan sona zevkle yapılan bir eylem olmayabilir; okumak kazanılmış bir zevktir ve biraz kişisel çaba gerektirir. Sürekli telefon ekranında aşağı kaydırarak (doomscrolling) tükettiğimiz hayatımıza bir mola verip, başka hayatları ve zihinleri anlamak için edebiyatın sığınağına ihtiyacımız var.
Pēji Books olarak bizler, nitelikli kürasyonumuzla her eve bu kültürel sermayeyi taşımak ve okuma kültürünü büyütmek için buradayız. Nalan Hanım’ın bölümü kapatırken verdiği o güzel tavsiyeyle bitirelim: “Günün yorgunluğu ne kadar ağır olursa olsun, gece uyumadan önce yatakta zihni dinlendirmek için okunacak birkaç sayfa kitap, ruhumuza da gözlerimize de çok iyi gelecektir.”









Bir yanıt yazın